Yine yazıp yazıp sildiğim bir gecedeyiz. Duygularımı açığa vurmakta gün geçtikçe daha da zorlanıyorum. Temel konum asla mutlu olamamam. Yeni şeyler her zaman kötü oluyorlar bu yüzden yeniliklere açık değilim. E eskiler zaten berbat durumda... Normalde kısa mutluluklarımı dışarıdaki insanların mutluluklarına bağlarım. Mahallede top oynayan çocuklar gibi, sevdiğine kavuşmuş arkadaşım gibi, yüzü gülen yaşlı amcalar gibi.. Etrafımda mutlu olmayı en çok hakeden insanın mutsuzluğunu görüyorum bu günlerde. Sonra eskiden metroda gördüğüm ağlayan amca geliyor aklıma. Sonra sokak çocuklarını görüyorum falan. Ben böyle sert yazmazdım ama Dünya bok gibi bir yer arkadaşlar. Kendi hayatımdan ayrı, Dünya'dan ayrı tiksiniyorum. Ve ikisini de düzeltecek özel güçlere sahip değilim. Hiçbir işe yaramaz beynim var sadece. Onunla da manyak hayaller kuruyorum. Sonra o hayallere inanıyorum ama hiçbir şey daha iyi olmuyor. Ofelia gibi ölüyorum.
Güzel şeyler birden olur bekletmez insanı diye bi söz var ya. Veya şiir. Her neyse. Ben hayatım boyunca mutlu olacağım anı bekledim. "Dur şimdi annem yemek yapıcak mutlu olucam","Bi abim askerden gelsin her şey düzelicek", "Tatil yaklaşıyo ablam gelicek ooo neler yapıcaz", "Lise kötüydü ben bi Ankara'ya gideyim öyle görün". Hayır düşününce kendimi o kadar aptal hissediyorum ki. Konu ne ablam ne abim ne de Ankara. Konu tamamen benim. Çünkü annem o akşam yemek yaptı, abim o yıl askerden geldi, ablam tatile Antalya'ya döndü ve evet ben Ankara'ya geldim. Ve ve ve yüz kaslarımda ya da mutluluk hormonlarımda bir hareketlilik yok. Abim askerden gelince de olmamıştı. Hayallerimin içine sıkıştım kaldım. Ne yeni hayaller kurabiliyorum, ne de var olanları gerçekleştiremiyorum. Ne cesaretim var ne de korkum. Sadece ben varım. O da kaçacak yer arıyor ya. Neyse.
Bir yerlerde çok mutlu insanlar var. Onları bulun. Bana bulaşmayın. Tatlı rüyalar..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder