Farklı olmak istiyorum derken; farklı olmak isteyen diğer herkesten farklı olmaktan bahsediyorum...
26 Haziran 2012 Salı
Fuck off and run.
"Nereye gittiğimi bilmiyordum. Sadece ilerliyordum. Duyduğum en güzel melodiydi sanırım. Yüzümde aptal bir gülümseme vardı. Engelleyemiyordum. Herkesin somurttuğu bir dünyadan gelince bu denli büyük bir gülümseme çok garip geliyordu ama hoşuma gitmişti.
Gözlerimi kamaştıran ışığın ardını görmeyi ne kadar çok istediğimi anlatamam. Gözlerim; yanmaya başladı. Işığa daha da yaklaştım. Ya ışığın ardı kapkaranlıktı, ya da artık göremiyordum. Umrumda değildi. Ulaşmıştım sonuçta. Biraz yalnız kaldım burada. Sadece ilerledim. Hep ilerledim. Sonunda soğuk bir yere ulaştım. üşüyordum ve beni ısıtacak hiç kimse, hiçbir şey yoktu ortada. Önemsemedim. Üşümeyi seviyordum çünkü. Biraz daha üşüdüm. Sonra fark ettim ki karanlıkta değilmişim. Açtım gözlerimi. Her şey ortadaydı. Nasıl anlamadım? Nasıl kapattım gözlerimi?
Geri dönebilir, tekrar gözlerimi kapatabilirdim. Yapmadım. Gözlerimi sonuna kadar açtım, gözlüklerimi de taktım. Yol ayrımına kadar koştum. Yönümü seçtim. Biraz daha koştum. Bacaklarımın acısından düşene kadar koştum. İşin garip yanı da: Düşmedim. Sadece koştum."
6 Haziran 2012 Çarşamba
Darkness.
Vats dı medır vit yu men diye başlamak isterim. İyi akşamüstleri dilerim. Efenim bugün bahsetmek istediğim şey; halk arasında "katiller".
Hemen açılışımı dinine bağlı bir Amerikalıyla yapmak istiyorum.
Albert Fish. Nam-ı değer; "Brooklyn Vampiri". Şöyle kabaca suçunu söyleyeyim. Yüzlerce çocuğa tecavüz etti, işkence yaptı, öldürdü. Bir aileye yakınlaşarak, kızlarını; yeğeninin doğumgününe götürme bahanesiyle boş bir eve götürdü. Kızı parçaladı, otel odasına götürdü, günlerce yedi. Bunlara ek olarak kendisine de işkenceler yaptı. Kasıklarına iğne batırdı, çivili sopalarla kendine vurdu.. vb. Peki. Bunu yavaş yavaş açalım. "Brooklyn Vampiri'miz" bunları "din" için yaptığına inanmıştı. İşkence çekenlerin; günahlarının bedelini ödediğine, ölenlerin ise Tanrı'nın kurbanları olduğuna inanıyordu. Bu uğurda kendi günahlarını cezalandırmıştı. İyice açalım. Amcamız küçük yaşta babasını kaybetti. Yetimhaneye de uyum sağlayamadı ve psikolojisi bozuldu. Küçücük bir çocuktan beklenen bir davranış olsa gerek. Çıktı yetimhaneden. Annesi tarafından da cinsel istismara uğrayan çocuk cinsel tercihi hakkında çelişkilere düştü. Okurken bir yandan da çalışmış, yoğun bir yaşam sürmüş. Küçük suçlara bulaşmış zaman zaman. İlk cinayetini de 40 yaşında işlemiş. Diğer bir adıyla: "Gri Adam" bundan sonraki yaşamını işkenceler yaparak geçirmiş. Dinine hep bağlıymış. Neyse, yakalanmış. İdam cezasına çarptırılmış. Elektrikli sandalyede infaz edileceğini öğrenince bilin bakalım ne demiş: "Hiç tatmadığım bu zevki tatmaktan büyük zevk alacağım.". Benim fikrim: Şiddet; kabustur. Herkesin kabusudur. Korkunçtur. Peki kendisine bile şiddet uygulayacak kadar psikolojisi alt üst olmuş bu saplantılı adama hiç acımayacak mıyız? İsterseniz bana "sadist" deyin ama ben Albert Fish'e çok üzülüyorum. Üzüldüğüm bir şey daha var: Hannibal Lecter milyonların sevgilisi oldu ya. İşte o hikayesini "Gri Adam"dan aldı. Doğru ya. Film sonuçta.
İşte yine bir Amerikalı "seri katil".
Charles Manson. Grup Lideri.
Bence görünürde çok şeker bir adam. E bakışları ürkütücü değil diyemem. Grubuyla yaklaşık 35 cinayetten sorumlular. Kısa tutacağım bunu. Annesi hayat kadını. Hapse giren annesinden sonra tek kalan küçük çocuk hırsızlık yaparak para kazanmaya başlıyor. Hapse girip-çıkıyor tabii. Psikolojisi çok erken bozulmuş gencimiz hapiste, tehtid ile birine tecavüz ediyor. Sonra grup kuruyor, cinayetlere, işkencelere başlıyor. Bir fanı yüzünden grupça idam cezasına çarptırılıyorlar. İdam sistemi kalktığı için müebbet hapis yiyorlar. Beni üzen durum; Milyonların sevgilisi, metalci "Marilyn Manson". Marilyn ismi eyvallah. Monroe'dan geliyor. Tahmin edin Manson nereden geliyor...
Bu da bir bayan. Aileen Wuornos.
Öncelikle belirtmek isterim bu resimde yalnızca saçını düzeltmeye çalışıyor. Evet gerçekten ürkütücü. Yedi kişinin ölümünden sorumlu, eşcinsel hayat kadını. Gelelim hayatına. Babası çocuk istismarı suçundan hapse giriyor. Annesi Aileen henüz küçük bir kızken bir not bırakıp çekip gidiyor. Büyükannesi ve büyükbabasının yanına yerleşen kızımız bu dönemde tecavüze uğruyor ve hamile kaldığı için bu evden atılıyor. Döküntü bir arabada yaşamaya başlıyor. "Hayat Kadını" olarak. Bildiğim kadarıyla alkolik oluyor. Bir süre sonra Hayatının aşkı olan Selby Wall ile tanışıyor. Arabasına bindiği adamları öldürüyor, ormana atıyor. Filmini izleyen bilir zaten. Evet "Monster" filmi. Charlize Theron'un kucak dolusu övgü ve ödül aldığı film. Tebrik ederim. Öyle güzel oynamış ki Aileen'e kızamıyorsunuz. Bir de idam kararını duyunca söylediği şeylere bakarsak... "Ben masumum. Umarım size de tecavüz ederler b*k çuvalları."
...ve daha bir çok "katil"...
Beni yanlış anlamanızı istemem. Ben ölenler için yas tutmayı bırakıp Onlar için yas tutalım demiyorum. Burada belirtmek istediğim şey; onlar zevk aldıkları için öldürmediler. Tabii bu benim görüşüm: Onlar bu korkunç davranışa itildiler. Yardım edenleri olmadığı için bu iğrenç hayatları yaşadılar. Sadece bu kadar kötülenmeden, aşağılanmadan önce biraz empatiyi hak ettiklerini düşünüyorum. Daha iç açıcı bir blog yazmak isterdim ancak bu aralar benim gündemimde bu var. Kurbanlar yerine "katilleri" yazdığım için beni affedin.
Saygılarımla...
3 Haziran 2012 Pazar
Toomb.
-Merhabalar efenim.
-Jensen'ın imza günü olduğunda; Milow'un konserine gidemediğim gibi Jensen'ın imza gününe de gidemeyeceğimi söyleyen şeytani bedensiz yaratıklar var çevremde.
-Her b*ku üzerine alınan, çok korkulduklarını sanan, parasını sigaraya, içkiye, bazen farklı maddelere, kısaca ota-b*ka veren ve açlıktan ölen insanlara çok üzüldüğünü iddia eden gerizekalılardan nefret ediyorum.
-"Üzülmeyi bırakır, üzerim." Sağ ol mal. Şimdiye kadar çok güzel şeyler yaşatmıştın, hiç üzmemiştin, hep üzülmüştün, şimdi bunu söylemen çok dokunaklı. Çok etkilendim gerçekten. Ayrıca ikimizden birini düşünmek zorunda olursam, düşüneceğim kişi ben olurum. Ben olmazsam sen de olmazsın. Sadece biraz düşün. Düşük bir ihtimal ama belki anlarsın.
-Saçımı kazıtmak istiyorum. Neden yazdıysam bunu.
-Bu şarkı bir katili anlatıyor. Kısaca olay şu; Japon ya da Çinli bir gencimiz var Amerika'da. Bu bir kıza aşık oluyor. Kızı ders çalışmaya çağırıyor. Sonra kızla birlikte olmak istiyor. Kız bunu reddedince; gencimiz kızın kafasına sert bir cisimle vuruyor. Sonra kızı parçalayıp, buzdolabına koyuyor. Kızımızın burnunu ve birkaç uzvunu afiyetle yiyor. Bu güzel, romantik anılarını yazıyor.
-Jensen'ın imza günü olduğunda; Milow'un konserine gidemediğim gibi Jensen'ın imza gününe de gidemeyeceğimi söyleyen şeytani bedensiz yaratıklar var çevremde.
-Her b*ku üzerine alınan, çok korkulduklarını sanan, parasını sigaraya, içkiye, bazen farklı maddelere, kısaca ota-b*ka veren ve açlıktan ölen insanlara çok üzüldüğünü iddia eden gerizekalılardan nefret ediyorum.
-"Üzülmeyi bırakır, üzerim." Sağ ol mal. Şimdiye kadar çok güzel şeyler yaşatmıştın, hiç üzmemiştin, hep üzülmüştün, şimdi bunu söylemen çok dokunaklı. Çok etkilendim gerçekten. Ayrıca ikimizden birini düşünmek zorunda olursam, düşüneceğim kişi ben olurum. Ben olmazsam sen de olmazsın. Sadece biraz düşün. Düşük bir ihtimal ama belki anlarsın.
-Saçımı kazıtmak istiyorum. Neden yazdıysam bunu.
-Bu şarkı bir katili anlatıyor. Kısaca olay şu; Japon ya da Çinli bir gencimiz var Amerika'da. Bu bir kıza aşık oluyor. Kızı ders çalışmaya çağırıyor. Sonra kızla birlikte olmak istiyor. Kız bunu reddedince; gencimiz kızın kafasına sert bir cisimle vuruyor. Sonra kızı parçalayıp, buzdolabına koyuyor. Kızımızın burnunu ve birkaç uzvunu afiyetle yiyor. Bu güzel, romantik anılarını yazıyor.
-Ha bu arada şarkı iyidir. Ben çok sevdim. Anlamı da çok güzel. Zaten bu hikayeyi anlatıyor biraz.
-Görüşmek üzere efenim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




