11 Aralık 2011 Pazar

İyi ki Doğdum...(2)

-Öncelikle bu kayıtı yapmak için çok heveslenmiştim zamanına da dikkat ediniz zor yetiştirdim denebilir...
-Bu hayatımda geçirdiğim en güzel doğumgünleri arasındaydı. Bana eşlik eden bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum...
-Bugün babam bana bir hediye verdi. Küçük bir kutuydu. Ümitlendim içinde kolye falan vardır diye. Cemal Uysal mücehver kutusunun içine 50 tl koymuş. I love u Dad...
-Kısa yazıyorum yine.. Sevgilerimle... (iyikidoğdum.)
-Bu da Suriye'deymiş sanırım. Dini bir toplantı sırasında çekilmiş. Ödül almış bir fotoğraf. Çok hoşuma gitti, paylaşmak istedim...

7 Aralık 2011 Çarşamba

Yazık...

- Yazık bize. Vay halimize. İnsanlık olarak birbirimiz için yaratılmışız, birbirimize muhtacız; düştüğümüz duruma da bir bakın... Acınacak haldeyiz...
- Konunun üzerinden çok geçti sanki fakat; adım gibi eminim Yılbaşı'nı en kalitelisinden kutlayacak olan Türkiye halkı; Cumhuriyet Bayramı'nda sosyal ağlardan isyan etmekle yetindi. Yazık.

- Van'da insanlar çadırlarda, prefabriklerde kalıyorlar, burada utanmasak köpeklerimize altın kulübeler yaptıracağız. Klimalarımızı açıp, su damlatmasından yakınıyoruz, orada ısınamıyorlar. Yapacak birşey yok ha?

- Haydi Yılbaşı gecesi için plan yapalım. Van'a tekila gönderebiliriz belki... 

6 Aralık 2011 Salı

Olsun.

- Merhabalar hayranlarım...
- Sınavlarım kötü, arkadaşlarımla aram bozuk ve uzun zamandır film izlemiyorum. İçimde hergün ölen umutlar var. Olsun...
- Şaka bir yana bu şarkıyı çok sevdim. O kadar çok dinledim ki neredeyse kusacağım. Şiddetle öneriyorum...
- İnanır mısınız yarın sınavım yok sanmıştım ve çok güzel bir plan yapmıştım. Sağolsun rehber öğretmenimiz. Allah başımızdan eksik etmesin. Sınavın ertelenmediğini bugün öğrendim...
- Bugünü böyle bir öneriyle atlatayım diyorum, yazımı kısa tutmamı önemsememenizi umuyor, saygılarımla; görüşmek üzere diyorum...

12 Kasım 2011 Cumartesi

Tekrar tekrar merhaba...

-Merhabalar...
-Şimdi ben bu kadar yazmadım da karsıdan bakan da çok konu biriktirdim falan sanır. yok öyle birşey.
-Ders çalışıyordum, çok meşguldum falan demek isterdim. fakat öyle bir dünya yok...
-Bitanecik arkadaşım ile bugün Queen dinliyorduk. Tabi o farkında değildi sanırsam ki: "aaa Mika çok şirin yaaaa" dedi. Yıkıldım. En asık suratımı takınıp; "bu Queen yalnız" dedim. kulaklığı çıkardı.
-Kulaklıkları 2 aydan fazla dayanan insanlar insan değil bence ya da bende problem var. Tartışmaya açık bir konu.
-Bir gün Millow dinleyen bir insan bulacağıma inanıyorum. O benim ruh eşimdir.
-İnanılamayacak derecede farklı kültürde müziklerin bulunduğu bir mp3 üm var dostlarım. Jazz dan tut, metale rape kadar her tür var. Klasik, soundtrack, alternatif rock, pop, Millow...
-Size bir soundtrack önereyim; Requıem for a dream... Dinlemeye doyamam. Psikolojimi bozuyor ama olsun yani. Güzel sonuçta. Tamam sustum.
-Görüşmek üzere okuyucularım...

5 Haziran 2011 Pazar

Not:

- Zamana bakarak; biraz önce kaydettiğim yazım faceb**k ta da var. Açıkcası başka ağda olan birşeyi yayınlamayı pek sevmem ama yakınlarım ısrar etti. Bu arada o yazıyı Düş Danışmanım olarak herzaman yanımda bulunan biricik yoldaşım; Zülfinaz Çitil' e ithaf ediyorum. (olurda yazı yayılır). Üşenmez de okursanız ne mutlu bana.

Kral Çıplak

   İçimden geldiği için yazıyorum bunu. Buna siz "deneme" dersiniz. Bilmem dikkat ettiniz mi? Bu yazı belki çok önemli şeyler ifade edecek. Siz bu ihtimali; benim "yazıma" "deneme" diyerek yok ettiniz bile. Herneyse. Burada sizinle samimi konuşacağım, zaman zaman saçmalayacağım, zaman zaman yetersiz bilgilerimle politika ve felsefe yapacağım, zaman zaman da sorunlarımızı dile getireceğim. "Sorunlarımızı" diyorum, çünkü bunları çok kişiden duyuyorum...
   Varolan şeyleri öğreniyoruz. Öğrendiklerimizin doğrulukları kanıtlanmış, eyvallah. Fakat bunları kanıtlayanlar kimler? O'nların doğruluklarını kim sorguladı? Şimdi, şu zamanda; Einstein'ın "E=mc2" sini yalanlayan 10 kişi bulamam. Ne yüce adammış bu? Kafirler için söylüyorum: Allah'ın kitabına inanmıyorsun, sorguluyorsun da Einstein da neyin nesi arkadaş?! Tamam rahatı seven bir nesiliz belki ama birşeyi de sorgula. Bu ne derin inanç! Şaştım vallahi.
   Sana: "2+2=4" dediler; "tamam" dedin. 4 yıl sonra çıktılar "pencil: kalem" dediler; "tamam" dedin. Sonra çıktılar "ne olacaksın" dediler; "ne olayım" dedin. Ailen "doktor ol, mühendis ol" dedi; "evet doktor olmalıyım" dedin. Araştırdın mı? Hayır. (bu herkes için geçerli değildir.) Ailen sana çocukken; "çöpçü ol rahat yaşıyorlar" deseydi, adım gibi eminim; ne çöpçülüğü araştırırdın, ne de doktorluğu. Sonuçta; sistem buna uyar mıydı? Evet uyardı. Sana; "çöpçülüğün tarihçesi, karton nasıl tutulur?, 1955' te çöpçülük..vb." dersler çıkartırlardı. "Çöpçü" olmak için; üniversite okurdun, üniversite! Sen ne yaptın arkadaşım? Sen sistemin kölesi değilsin, sistem senin kölen; farkında değilsin. Bir okuldan bin kişi çıksın "ben tesisatçı olacağım" desin, doktorlar batar arkadaşım. Buna rağmen; senin için kararlaştırdıkları hayatı yaşıyorsun. Bu hep böyleydi. Yanlışsam affedin; bu kraliyet döneminde de aynıydı. Obez, yaşlı, cahil bir kral var başta. En az 300 adam var emrinde. Bu 300 adamın 200 ü isyan çıkartsa o kral tahtta durur mu? Bir bakmışsın: KRAL ÇIPLAK.
   Peki, neden? Korkuyorsun çünkü. Kargaşadan kaçmak için köle oluyorsun. Sen sağla düzeni o zaman. Sen geç başa. Kimse niyetli değil. Bak; isyancılları sıraya diz; "yönetmek isteyen öne çıksın" de bak bir tane var mı? Kimse sırtına yük almaz. Madem şikayetçisin, madem isyan çıkarttın; çık öne hadi, onurunla öl. Hepimiz hastayız Che'ye. Hepimiz aşığız Gandhi'ye. Bana kızmayyın ama Adolf ağabeyimizi neden sevmiyorsun? Çünkü çok insan öldürdü. Çünkü işkence çektirdi. Sen. Evet evet sen. Boş boş oturuyorsun; lanet olası Dünya'ya yardımın dokunmuyor da zararın da mı dokunmuyor sanıyorsun? Ben Adolf Hitler'i seviyorum. Çünkü; yapacağı şeyi kıçını kaldırıp, hızlandırdı. İsyancıla "ben yaparım" dedi. Tamam bende humanistim. Bana hiç Tarantino filmi seyretmediğinizi söyleyin. Öyleyse; bırakın okumayı. Ha değilse; sen bana Tarantino'nun humanistliğini savunamazsın. Tarantino farklıdır. Tarantino şiddeti kötülemek için yapmadı o filmleri. Eğer öyle olsaydı; Soysuzlar Çetesi'nde o bomba patlamazdı. Öyle olsaydı; sonunda havaya beyaz bayrak kalkardı. Biz de "aa barış oldu. Ne güzel ne güzel" derdik. Adolf Hitler; kötü. Evet. Ama, dürüst. Yahudileri sevmezdi. Bu onlara işkence çektirmesini gerektirir miydi? Hayır. Ama siz: tıksırana kadar yiyorsunuz, ölene kadar yatıyorsunuz, sizce öyle durduğunuzda ne oluyor? Şöyle özetliyim: Çöpe attığınız yemekler; hatta atsanızda, göbekte büyütseniz; doydukktan sonra sizin değildir o yemek. O yemek; Afrika'nındır. O yemek; Hindistan'ındır. Uyuyorsunuz. Evet, güzel. O uyku 8 saatten sonra sizin değildir. O uyku; sınırda ölen çocuğun annesinin hakkıdır. Madem humanistsin, şimdi kaldır kıçını; bırak kendini, aileni hatta devletini. Kalkta dünya için birşey yap. Humanistsen; çalış, adam ol; aç doyur. İş veren ol, arayan değil. Ha bu arada, yardım dilenciye 1-2 lira vermekte değil. Kalk bir şirket kur, ne biliyim fabrika aç; onları işe sok. Bir gecelik yemek ve rahatlık değil, çalışma azmi ver onlara. Sen; gidiyorsun ya "Teknosa" ya. Oradaki "sa" nedir biliyor musun? Oradaki "sa" azmin, çalışkanlığın "sa" sıdır. Bilir misin Sabancı'yı? Ya da şu heryerde duyduğun "Koç". "Vehbi Koç" un "Koç" u o.Onlar kalmadılar, yoklar. Keşke olsalar. Onlar; en büyük şeyi yaptılar. Milyonlarca ,insana iş verdiler.
   Sen yatıp, "doktor" olma hayali kurarken; Özdilek havlu satıyordu. Sen hala hayal kuruyorsun ama "Özdilek alışveriş merkezi"de. Bunlar başarı öyküleridir. Ha dersin ki, "sakatım"; onada var bir iki örneğim. "Bill Gates" hadi git araştır. "Ray". En kötü: filmini izle. Onuda hazırlamışlar sen yorulma diye. Hazır işte git izle ne bileyim?
   Bundan sonra; ya git göbek büyüt, hayal kur. ya da az ye, çalış, adam ol. Çalış! Dünya için, toplum için birşeyler yap ve bırak Adolf'u kötülemeyi. Tanımıyorsun onu. Sen git yada annene danış. O bulur sana birşeyler. Bir şirkette dayın da olabilir. Git otur o koltuğa ve başarılı insanların yerini kap. Orada da Adolf'u kötüle. Sen en iyi bildiğin  işi yap. Ölene kadar  yemek ye, yat, elektrik harca, sonra; "küresel ısınma var" diye ağla. İnsanlara "humanistim" de, "hayvanları seviyorum" de. Git git durma. Devam et böyle. Evet. İşte yaslan arkana ve rahatına bak...

4 Haziran 2011 Cumartesi

Birkaç dakika

- Banyodaki akustik sayesinde birkaç dakikalığına sahnede onlarca insana şarkılar söylerim.
Ya da bisikletle yokuş aşağı inerken birkaç dakikalığına jet kullanırım.
Bazen yüksek kaldırımlardan aşağı zıplarken birkaç dakikalığına Hazerfen Ahmet Çelebi olurum.
Arkadaşlarımın dertlerini dinlediğimde birkaç dakikalığına psikolok,
Basit bir makarna yaparken birkaç dakikalığına aşçı,
Klasik müzik dinlerken elimle ritim tutarsam yine birkaç dakikalığına şef olurum.
Bunları düşündüğümde ise hep birkaç dakikalığına hayalperes olur, kendi ütopyamın kraliçesi olurum.

6 Mayıs 2011 Cuma

Sizlere de "isyan" ile merhaba diyeyim o zaman.

~ Ne kadar süre geçti bilmiyorum. Sizlere en içten dileklerimle "Merhaba" diyorum...
~ Eşsiz bir yorumdur kendileri. Bu adam yanlış hatırlamıyorsam şayet; Sezai Parçacıkoğlu. Tabi beni işin bu kısmı kesinlikle ilgilendirmiyor. Açıkcası filmi izlemedim bile. Konuya dönelim, özetle; bunu dinlemekten bıkacağımı hiç sanmıyorum. Saygıdeğer biricik ablama bu parçayı keşfettiği ve benimle paylaştığı için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum...
~ Peter Jackson'dan The Hobbit. Büyük beklentilerim var. Asıl bahsetmek istediğim; bazı sahneler için lotr'deki -bazı- setleri birebir yapmışlar. Örneğin; Elrond'un odası(serinin ilk filminde Frodo'nun toplantıda tartışmanın ortasında artislenip yüzüğü istediği yer). Bilbo Baggins'in evi. Şu anda aklıma fazla gelmiyor. Youtube dan araştırıp, izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.
~ O zaman; kısa tutayım, tekrar dönmek dileğiyle sizlere "görüşmek üzere" diyeyim.

20 Şubat 2011 Pazar

Evreka!!!

- Merhaba.
- Öncelikle sanırım blog ismi buldum. Çok ama çok mutluyum. Anlatamam.
- İnternette o kadar çok konuşulduki bu "Küçük Osman" sevdası. Tamam şirin çocuk ama: e yeter artık! Diziyi izlemiyorum ama Salı günleri geçen muhabbetler sayesinde herşeyi (bu arada gerçekten utanarak söylüyorum; "herşey" yazdım ama doğrumu bilmiyorum. Evet bu sözcük nasıl yazılır bilmiyorum.) biliyorum -dizi hakkında-.
- Burda söylemem çok garip olacak ama; keman kursuna gidiyorum. Oyuncak gibi küçücük birşey ve 4 tele sahip ama en kalınından: "vapur" en incesinden de "sivrisinek" sesi çıkartabiliyorum ancak.
- Bugün arkadaşımla başka bir arkadaşımızın fotoğraflarına bakarak onların kişiliklerini tartışıyorduk. Bugün baya şımarmamızın verdiği yetkiyle çocuk olduk biz. (bugünü iki defa kullanmam anlamsız farkındayım) Onların hayata bakış açılarının ciddiyetine karşılık: "zaten büyüyünce böylesine rahatça, böylesine neşeyle saçmalayamayacaklar ve hep bir çizgiye bağlı yaşamak zorunda kalacaklar. Neden gençliklerini yaşamıyorlar..." Diyerek ortak bir karara vardık. Hiçbir ortaklık bana bu kadar mantıklı gelmemişti...
- Şöyle bir düşündüm; kendi 'Ütopya'mı" yarattım. " Gözünün görebildiği en uzak araziye kadar; hatta biraz daha ilerisiyle birlikte yemyeşil çimler ve tek tük rengarenk taşlar. "Çakıl taşları".
Kuzeye doğulduğunda iki yanında; 4 mevsim zirvesinde kar olan, olabildiğince yüksek dağlar... Tabi dağların ta en tepelerine uzanan kısacık fakat yüzlerce basamağı olan: Göz alıcı; hatta biraz da ürkütücü; merdivenler...
 Ormansız, ağaçsız olur mu? Tepeleri aştığınızda göreceksiniz onları... Kilometrelerce... Dünya üzerindekilerden daha yeşil, daha parlak, hatta; daha canlı ağaçların olduğu bir orman var orada...
  Belki de ormana ulaşmak için öncelikle; şelaleleri aşmak gereklidir... Güneydeki dağların önünü kapatan şelaleleri...
  Başınızı yukarı kaldırın desem; desenleri birbirine hiç benzemeyen her renkten yüzlerce balon var orada. İşte herbiri bulutların yanında yer tutmuş: bu gezegen üzerindeki tek yenebilir bitkileri topluyorlar. Açıkçası burada hayvanlara zarar verilmiyor; yenmiyorlar... Burada sabahları gökyüzü; mosmordur. Hafifte dağınık bulutlar... Akşamları ise: koyu gri gökyüzü. Bulutlar simsiyah. Ve her şekilde de gökyüzünü kaplayan milyonlarca yıldız..."
- Şimdi şu yazdığımı okudumda yansıttım mı bilmiyorum. Şöyle açıklayayım; benim ütopyam: "Shire, Ayrıkvadi ve Miğferdibi" karışımı birşey. Özentilikle alakası yok. Şu an "Lord of the rings" in müziklerini dinliyorum. Etkilendim....
- Ya şu ütopya yazısını kaldırsam mı diye düşündüm de... Beğenmeyen atlasın orayı arkadaşım...
- Neyse ya yeter bu kadar ütülediğim. Görüşmek üzere...

27 Ocak 2011 Perşembe

kendime boşuna dil katili demiyorum...

~ Merhaba.
~ Öncelikle bir arkadaşımın -Ertan Maden- beni uyarısı ve aşırı ısrarı sonucu bu maddeyi yazıyorum... Bi kayıtta (hangisi olduğunu hatırlamıyorum) aslı "tabiat" olan bir sözcüğü katledip "tabiyat" yazmışım. Gerçekten çok çok çok ama çok özür dilerim.
~ Secondly; ablamla blogum hakkında tartışıyorduk. Geçenki kaydımda ablamın blogumu okuması hakkında "yüzyıl da bir okur" terimi için özür dilerim (yine). O da haklı olarak "sende yüzyılda bir yazıyosun" dedi. Pıstım kaldım. Özür dilerim.
~ Bloguma eleştri gelince çok mutlu oluyorum gerçekten. Bunu neden söyledim hiçbir fikrim yok.
~ Anlaşılmayacak biliyorum ama söylemeden geçemeyeceğim. _ Forstta muhteşem yüzüncüyıl var!!!_.
"Rahatladın mı?" diye sorarsanız; Hayır hiçbir etkisi olmadı.

~ Bakınız gerçekten yeni öğrendim: "Carlos Fuentes" in "Kartal Koltuğu" adlı romanı 2020 yılında geçmekte imiş. Bilirseniz: benim yazdığım kısa hikayede 2020 de geçmekte. Kesinlikle özenmedim sizi temin ederim. Başta da belirttiğim gibi; Bu romanın bu yılda geçtiğini şu an öğrenmiş bulunmaktayım.
~ Bob Marley şarkılarına hastayım. Evet bu doğru fakat: şarkılarının başındaki ıslık-alkış kombinasyonu kalite düşürücü ciddi bir etken.
~ Blog adım uzun olabilir. İşte bu konuda eleştrilmek istemiyorum gerçekten.
~ Görüşmek üzere.

25 Ocak 2011 Salı

Konu

~ Merhaba.
~ Hep düşledim; kırmızı ışıkta yanımda duran şahinden İtalyan operası seslerinin yükseldiğini...
~ Online oyunlarda parayla oyun parası satın almak kadar saçma birşey daha bilmem.
~ Morgan Freeman kadar tatlı, sempatik ve gözalıcı sırıtan biri daha bilmem. ( Hele o yaşta...)
~ Bu arada sabit bir konu yok ama ben başlık koymak istiyorum. Başlık: "Konu".
~ Çok geç oldu açıklama ama: takip edenler blir ( zaten takip etmeyen niye okusun yazıyı saçmaladım) eski gönderilerimden birindi "alıntı yapmak" tan bahsetmiştim. Ben o "Alıntı" sözcüğünü çok fazlaca abartmışım. Açıklamayı daha fazla açmak istemiyorum. bunu bilin yeter.
~ Perşembertesi. [ günlerle ciddi problemlerim var. ]
~ Burada belirteceğim: Abim hayatımda gördüğüm en kendini geliştirebilen varlık.Ablam ise başlıbaşına bir "en" dir. Aklıma gelebilen her tür iyi soyut sıfatın önüne "en" getirebileceğim; yaşayan, nefes alan aktif bir organizmadır.
~ Benim boynum. Canım. O'nun tutulması ve acıması olağan bir olaydır. (bkz: Bunları yazıyorken tan su anda kafamı arkaya attım ve sonrasında "tutulma" acısı...)
~ Ablam blogumu okudu ( yüzyılda bir okur;) ve mesaj attı: "Tatlım blogunu okudum çok samimi.." İşte o an herşeyden; herkesten daha samimi geldi bana blogum.
~ Blog adım (untitled) sanki isim koymamışımda sistem otomatik uygulamış gibi geliyor bana. Öneri ve görüşleriniz için işte msn adresim gözüklüyor. (biliyorum kimse mail atmayacak ama hep böyle birşey yazmak istemiştim.)
~ Karaip Korsanları'nın maskotumu denir artık neyse o kafatası kadar sempatik bir yaratık daha bilmem ben.
~ Inna-Amazing klibinde sudan çıkıyo saçlar kuru. Saçı ıslanmayan tek varlık. ( Tespit: Zülfinaz Çitil )
~ İlk defa bu kadar uzun yazdım. Çok duygulandım. Yok yok dayanamayacağım; ağlayacağım!!!
~ Görüşmek üzere...

23 Ocak 2011 Pazar

~ Yıl; 2020. Amerika'da Boston- Springfield arasındaki bölgeye artık "Little Turkey" denmekte. Türkiye 2013 yılında ki III. Dünya Savaş'ında tamamen ortadan kalktı, yarısı Irak'ın; diğer yarısı ise Rusya'nın en gözde eyaletleri oldu. Hayatta kalanların çoğunluğu farklkı ırklardan -çerkez, laz- olmak üzere buraya geldi. Obama 2015 e kadar başkan kaldı daha sonra iyi planlanmış bir suikastte hayatını kaybetti. Yeni gelen başkan çok iyi görünüyor. Başta Boston- Springfield arasını geriye kalanlara vermesi büyük incelik. Bazen buralara saf Amerikanlar geliyor. Aramızdan bazı erkekleri madenlerde işe yarar diye alıkoyuyorlar. Çok farklı madenler bulundu. Çıkarılması o kadar zor ki: işçilerin %70 i hayatını kaybediyor. III. Dünya Savaşı' da kanımca bu yüzden çıktı. Anlamıyorum. İnsanlar nasıl bu kadar hırslanabildiler... Şu sıralar yeni Amerika başkanına ulaşmaya çalışan 20 li yalşlarda bir genç var. Türkiye'nin -diğer bir değişle: Little Turkey- tek umudu bu çocuk.
  Yeni bir savaş gündemdeymiş. Gizli fakat çok büyük bir savaş. Dünyta tarihini değiştirecek bir savaş. Savaşa kimle ittifak olacağımız hala tartışılıyor. Genç; İngiltere ile katılmamız tarafında. Ancak savaşı kaybederlerse yerleşim yerimizden olacağımız büyük bir gerçek. Belki de kendi tarafımızı oluştururuz diyor bazıları. O "bazıları" Dünya'da homojen dağılmış türklerin varlığına inanıyorlar. Hatta içlerinden 5 kişi aramaya gittiler. Hala haber alamadık o ayrı mesele.
  Geçen gün sokağa çıkma yasağının olmadığı bir saat te 10 günden sonra ilk defa dışarı çıktım. Enfazla 12 yaşlarında 3 çocuk oyun oynuyorlardı. Klasik tabu. Fakat şöyle bir durum vardı. Bir çocuk en köşede elinde Ballers larla bekliyordu. Öylesine merak ettim ki elimde olan bu değerli vakti onları izlemekle geçirdim. İçlerinden en saf olanı yasak kelimelerden birtanesini kullandı. ayaktaki çocuk tek bir bakış attı. Sonra çekti tetiği... Tak! Şaşırdığım tek şey benim kedileri severken bil canı acır diye titreyen ellerim; aynı şekildeydi ama hiç titremedi...
  Korkmaya başladım artık. Deneylerden, sokaklardan, oyunlardan, kendimden. burda bitmeli herşey; daha fazla gecikmeden. Neyse şimdi "Amerika'nın Günlük Zorunlu Silah Eğitimi"'ne gitmeliyim. Görüşürüz.
                                                                                                                             10/11/2020 Perşembe.