25 Ocak 2014 Cumartesi

Rüya Günlügü


   
    Hayalperest bir kız çocuğu. Her akşam annesinin yanağından öpüp odasına kaçan kız yorganın altına girdiğinde yastığının altından minik fenerini çıkartır, güzel kitaplar okurdu. Kitaplar öyle güzel şeylerden bahsederdi ki küçük kız her gece rüyalarında ormanlarda kaybolur, yıldızları seyreder, küçük beylere aşık olurdu. Kitaplarını hep yorganının altında okurdu çünkü eğer kitapları başka biri görürse, okuduğu cümleleri başka birileri okursa gece rüyalarında uzaklara gidemeyeceğinden korkardı. Rüyalarını da yazardı hep. Herkesten önce uyanır, masasından küçük, mavi defterini alır, yine yorganının altına girer orada yazardı. Öyle güzel rüyalardı ki bunlar, öyle paylaşılmazdı ki, hep kendine saklaması gerektiğini düşünürdü. Öyle de yaptı.       
    Sokağa tek başına çıkıp, geç saatlere kadar istediğini yapabilecek yaşa geldiğinde rüyaları seyrelmişti artık. Defterini ileride toz tutacak raflara kaldırdı. Yıllar sonra küçük kız evinden uzaklaştı. Uzun süre geri dönmedi. Rüyaları da ona dönmedi. Eve dönüp defteri bulmaya karar verdi. Unutulmuş raflardan birine elini atınca o küçük defter eline geldi. Eski günlerdeki gibi yorganın altına girdi. Fenerini eline alıp okumaya başladı. Ona o kadar uzak gelen rüyaların imkansız olmadığını fark etmişti. Tekrar o rüyalarını saklayan küçük kız olmuştu. O dopdolu defter biterken gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. Söz verdi kendine. Rüyalarını yaşamadan hiçbir yere gitmeyecekti.