13 Kasım 2013 Çarşamba

Yeni hayat


Yeni bir hayata alışmak, hatta alışkanlıklarını değiştirmek zor oluyor, zaman alıyor. İnsanlar (ben dahil) yeni bir başlangıcın her zaman iyi geleceğini, mutlu edeceğini düşünür. Bazen o bile yetmiyor ama. İçinde hep bir kırgınlık kalıyor. Anılar kalıyor. Kötü anılar.
 Hatta yeni hayatında bunu aşabileceğin biri de olmuyor yanında. Kötü oluyor. Düşmek istiyorsun, gitmek istiyorsun. Ağlıyorsun, iyi gelmiyor, yalnız kalıyorsun, olmuyor. Biriyle paylaşmak istiyorsun, iyi gelmiyor. Olmuyor işte. Düşüyorsun.

23 Ekim 2013 Çarşamba

Çünkü; yorulanlara böyle olur.


  Hiç yorulduğunuzu hissettiniz mi?
  Tabii ki bahsettiğim yorgunluk fiziksel yorgunluk değil. İnsan öyle bir raddeye geliyor ki; hiçbir şey düşünmek, hiçbir şey yapmak istemiyor.
  İnsan hiçbir şeye enerjisi kalmadığında, kimseyi dinlemek istemediğinde, kimseyle konuşmak istemediğinde çok yorulduğunu anlıyor. Çok şey sebep olabiliyor yorgunluğa. İnsanlar seni anlamayınca yorulursun. Sen bir şeyleri anlamamaya başladığında da yorulursun.
  Bazen bir şarkı bile yorabiliyor insanı. Ne kahve, ne sıcak bir duş, ne de uyku alabiliyor yorgunluğunu. Her şeyden uzaklaşmak istiyorsun. Derslerden/işlerden, arkadaşlardan, müzikten.. Evet müzikten bile uzaklaşmak istiyorsun.
  Yorulmayan, konuşmaya çalışan insanlara şaşırır oluyorsun. Kendimi net ifade edebiliyor muyum bilmiyorum. Cümle bile kuramıyorum. Tıkanıyorum.

 "İşte bu. Sıfır noktası."

19 Ekim 2013 Cumartesi

Raein



"...değişik bir hayvan tıkanıyor göğüslerimde
menşei cam çocukların haysiyetiyle
pasiflora anlamında tiren koşayım
koşayım filmlerin adı bu olsun
şehre lacivert bir ceket gibi yakışsın yağmur..."






Ben de fotoğraflar çektim size; bakın ne kadar yakışmış.


11 Ekim 2013 Cuma

There's letters in your coat

   
Çok çirkin olmalısın. O kadar çirkin olmalısın ki, çirkinliğini telafi etmek için çok güzel bir kalp yapmalısın kendine. O kadar çirkin olmalısın ki, herkesin neden senden nefret ettiğini anlamalısın. Lanetlendiğini düşünecek kadar inançlı, küfür edebilecek kadar inançsız olmalısın. Aşık olmalısın, deli gibi aşık olmalısın. O güzel kalbin parçalanana kadar aşık olmalısın.  Aşkını içine atmalı, kimseye söylememelisin. Bırak içine sıkışıp kalsın.
   Çok çirkin olmalısın. Güzel insanlardan nefret edecek kadar,  annene seni doğurduğu için kızacak kadar. Çevrendeki bütün aynaları parçalayacak kadar.
   Sonunda; çok uzaklara gitmelisin. Bir dağın zirvesine çıkmalı, bir yaratık gibi yaşamalısın. Yaratık gibi ölmelisin. İçinde sıkışıp kalmış aşkınla, kendi efsanen olmalısın. Çünkü çok güzel bir kalbin var. Kimseyle paylaşmamalısın. O'nu Tanrı'dan bile saklamalısın.

3 Eylül 2013 Salı

This is the life.

 Merhabalar.

  Antalya. Her ne kadar, havasını, insanlarını sevmesem de özleyeceğim. Anılarım var burada. Zorluklarım, aşklarım, arkadaşlarım, büyüdüğüm bu ev...
 Asıl üzüldüğüm şey şu; Antalya'da kafamı çevirdiğim her yerde -belki gözlerimi dolduran, belki yüzümü gülümseten- anılarım var. Kendimi; anılarımı terk ediyormuş gibi hissediyorum. Evet anılarım hep benimle. Kafamdalar, kıyafetlerimdeler, kalemlerimdeler, defterlerimdeler ama nasıl anlatacağımı da bilemediğim bir duygu bu. Ankara benim hep hayalim olmuştur. Hayalimdi evet ama Antalya'yı da kucaklayıp yanımda götürmek istiyorum. Bitmiş arkadaşlıklarımı bile almak istiyorum yanıma.
  Çok önemli bir nokta daha var. Ailem. Her gün sohbet etmiyoruz tabii ama Onlar hep buradaydılar. İstediğim zaman sarılabileceğim annem, sınav zamanlarımda benim için geç saatlere kadar uyanık kalan babam, bunaldığımda yanına kaçabileceğim ağabeyim.. Ben çok da duygusal biri değilim aslında ama, içimde büyük bir ağlamak var.
  Eğer bir şansım daha olsaydı, o iğrenç okulumda, iğrenç arkadaşlarımla, iğrenç anılarımı bir daha yaşamak isterdim. Yaşarken lanet ettiğim o bütün güzel anıları tekrarlamak isterdim. Tekrar ağlamak, tekrar gülmek, tekrar düşmek, tekrar kalkmak.. Söylediğim gibi Antalya'yı pek sevmem ama üniversite hayatlarına burada devam edecek arkadaşlarımı kıskanmaya başladım. Neyse yapacak bir şeyim de yok artık. Kalan yaşamımı valizlerime doldurup; yepyeni hayatıma başlayacağım. Gelecek yayınlarımda görüşmek üzere...

14 Haziran 2013 Cuma

keep dreaming



Uzakta insanlar var. Gerçekten çok değer verdiğiniz, sürekli özlediğiniz insanlar. İşte acı burada başlıyor. Onlar sizi özlemediğinde, onlar size değer vermediğinde. Bunu anladığınızda. Çevrenizdekileri sevmek zorunda kalırsınız sonunda. Güvenebileceğiniz kimse olmadığında ya da güvenebileceğiniz kişiler uzakta olduğunda yalnız kalıyorsunuz. Sevmek zorunda olduğunuz insanların yanına gidiyorsunuz. O insanlar zamanla yanında olmak zorunda olduklarınıza dönüşüyor. Olmazsanız da başka birini buluyorlar zaten. Oysa hayaller var sığınabileceğimiz. Bizde sevdiklerimizi biraraya getirecek güç yok ama hayalleriniz bu güce sahip. Hayallerinize sığının. Hayallerinizdeki dostlarınıza sarılın. Hayalinizdeki aşkınıza, hayalinizdeki renklere sarılın. Güvenin bana; oradaki çiçekler solmaz, oradaki insanlar bırakıp gitmezler. Oradaki insanlar sizi unutmazlar. Orada ölürseniz sizin için üzülürler. Orada yazın dostlarım. Orada yayınlayın. Orada itiraf edin ve en sonunda; orada ölün. Belki ağaçların dibinde, belki sahilde belki de dağların tepesinde ölün. "ölmek için güzel bir yol olur"

19 Şubat 2013 Salı

sımokondıvatır.


Tüm beklentim: biraz çaba.
-----------Tabii ki Roger Waters'a gideceğiiiiiiiiim!!!!!!!!

13 Şubat 2013 Çarşamba

Blueblueblue

Merhabalar takipçilerim. Söylemek istediğim birkaç madde var sadece..
-Bugün gidemediğim bir buluşmam var. Tam 13.00 daydı. İnan gelmeyi istiyordum ama saçma sapan sebeplerden ötürü uygun değildim. Bu konuyu bir şekilde halledeceğiz ama zamanı var.
-Hayatımın en güzel haberlerinden birini aldım bügün. Allah bozmasın :D
-Dün gece üzerinde çok düşündüm: Sırtınızı ailenizde başka kimseye dayamayın dostlarım. Hiç beklemediğiniz insanlar hayalleriniz ortasında çekip gidebilirler.
-Kendinize iyi bakınız takipçilerim...
-Mükemmel bir filmi önermeden geçemeyeceğim, 2 kez izledim (günaşırı) "Noviembre"
Eveeeeet müziksiz olmaz. Sizleri Society ile başbaşa bırakıyorum... (anlamına bakmanızı öneriyorum.)



31 Ocak 2013 Perşembe

 Cennetin yukarıda olduğunun kanıtı tam olarak nedir? Uçuruma ulaşmak için de yukarıya çıkmalıyız, soğuğa ulaşmak için de...

Susturucular

  
Masmavi bir ışık yanıyordu önümde. Peşinden çok koştum. Çok yoruldum. Koştuğum için değil. Neden koştuğumu, tam olarak nereye gittiğimi bilmediğimden yoruldum. Akıttığım her ter damlam için, her adımda kendime küfür ettim dostlarım. Aklınıza gelebilecek en ağır küfürlerdi. Kendisine hakaret edilen her insan gibi ağlamaya başladım. O anda bazı şeylerin sınırlarıni keşfettim. Gözyaşlarım... Onların sınırları yoktu. Ağlamamak için gözlerimi sımsıkı kapattım. Durduramadığımı anlayınca geri döndüm. Tanıdık bir yüz aramaya başladım. Ya yalnız kalmaktan korktum ya da... Bilmiyorum. Sadece aradım. Bulamayacağımı anlayınca bambaşka bir yüzü tanımaya karar verdim. Bir ağaca yaslandım. Tanrı ağaçları; insanları yaşatsın diye yarattıysa bir bildiği vardır diye düşündüm. Ağacı dinlemeye başladım. Sadece dinledim ve fark ettim ki O; tanıdık bir yüzmüş ve tanrı haklıymış.
  İnsanlar arabaların, diğer insanların, fabrikaların hatta müziğin sesini kısmalılar. Ağaçların anlatacakları çok şeyleri var çünkü. Anlatacak  bir şeyleri olan bütün varlıklar dinlenmeli bence. İnsanlar dinlenmemeli. Çünkü; insanların anlatacakları hiçbir şeyleri yok. Lanet insanların tek görevleri susturmak. İnsanlar dağları, okyanuslari, arıları, bebekleri, ağaçları sustururlar. Susturdular.
  Dönüş yolumda bir sürü gözyaşı gördüm. Saymadım. Saymak zayıflıktı. Öğrenmek zayıflıktı. Bilmek: Cehaletti. En iyisi bilmemek. En iyisi nedir biliyor musunuz dostlarım? Gökyüzüne bakmak. Asla yere değil. Hiçbirşeyin verdiği huzur yalnızca gökyüzünde vardır.

30 Ocak 2013 Çarşamba

So...


Çok bunaldığımı hissediyorum şu aralar. "Sınav yaklaşıyor ondandır" diyemiyorum. Çünkü olmadığını biliyorum. Yanımdaki insanlara da güvenemiyorum. Sanki hepsi kendi çıkarları için yanımda. Öyle hissediyorum. Meleklerim gitmiş. Yoklar artık. Artık sadece ailemi istiyorum. Ablamı istiyorum. Üniversiteyi kazanıp gitmek, uzun bir süre geri dönmemek istiyorum. Yeni bir hayat istiyorum. Ütopyam. Ütopyam'ı geri istiyorum. 


 Yalnız kalmaktan korkmuyorum ama birilerine güvenmek istiyorum. yakınlarımın benden uzaklaştığını görmek  istemiyorum. Bu psikolojiden nasıl kurtulacağımı da bilmiyorum. Şu an sadece birilerinin beni buradan uzaklaştırması gerekiyor. Sadece bir dosta ihtiyacım var. Gerçek bir dosta. Güvenebileceğim herhangi bir dosta. Hani bir söz var ya: "bir gün gelir seni hiç tanımayan birine tüm hayatını anlatmak istersin" diye. Tam bu durumdayım işte. Beni dinleyeceklerini bilsem çıkıp  yolda gördüğüm biriyle konuşacağım. Fakat biliyorum işte beni dinlemeyecekler. Ayrıca şu an yapmak istediğim tek bir şey daha var. Birinin omzuna yaslanıp gözlerim şişinceye kadar ağlamak istiyorum. Ben.. Mavi kuşumu istiyorum.