Hemen açılışımı dinine bağlı bir Amerikalıyla yapmak istiyorum.
Albert Fish. Nam-ı değer; "Brooklyn Vampiri". Şöyle kabaca suçunu söyleyeyim. Yüzlerce çocuğa tecavüz etti, işkence yaptı, öldürdü. Bir aileye yakınlaşarak, kızlarını; yeğeninin doğumgününe götürme bahanesiyle boş bir eve götürdü. Kızı parçaladı, otel odasına götürdü, günlerce yedi. Bunlara ek olarak kendisine de işkenceler yaptı. Kasıklarına iğne batırdı, çivili sopalarla kendine vurdu.. vb. Peki. Bunu yavaş yavaş açalım. "Brooklyn Vampiri'miz" bunları "din" için yaptığına inanmıştı. İşkence çekenlerin; günahlarının bedelini ödediğine, ölenlerin ise Tanrı'nın kurbanları olduğuna inanıyordu. Bu uğurda kendi günahlarını cezalandırmıştı. İyice açalım. Amcamız küçük yaşta babasını kaybetti. Yetimhaneye de uyum sağlayamadı ve psikolojisi bozuldu. Küçücük bir çocuktan beklenen bir davranış olsa gerek. Çıktı yetimhaneden. Annesi tarafından da cinsel istismara uğrayan çocuk cinsel tercihi hakkında çelişkilere düştü. Okurken bir yandan da çalışmış, yoğun bir yaşam sürmüş. Küçük suçlara bulaşmış zaman zaman. İlk cinayetini de 40 yaşında işlemiş. Diğer bir adıyla: "Gri Adam" bundan sonraki yaşamını işkenceler yaparak geçirmiş. Dinine hep bağlıymış. Neyse, yakalanmış. İdam cezasına çarptırılmış. Elektrikli sandalyede infaz edileceğini öğrenince bilin bakalım ne demiş: "Hiç tatmadığım bu zevki tatmaktan büyük zevk alacağım.". Benim fikrim: Şiddet; kabustur. Herkesin kabusudur. Korkunçtur. Peki kendisine bile şiddet uygulayacak kadar psikolojisi alt üst olmuş bu saplantılı adama hiç acımayacak mıyız? İsterseniz bana "sadist" deyin ama ben Albert Fish'e çok üzülüyorum. Üzüldüğüm bir şey daha var: Hannibal Lecter milyonların sevgilisi oldu ya. İşte o hikayesini "Gri Adam"dan aldı. Doğru ya. Film sonuçta.
İşte yine bir Amerikalı "seri katil".
Charles Manson. Grup Lideri.
Bence görünürde çok şeker bir adam. E bakışları ürkütücü değil diyemem. Grubuyla yaklaşık 35 cinayetten sorumlular. Kısa tutacağım bunu. Annesi hayat kadını. Hapse giren annesinden sonra tek kalan küçük çocuk hırsızlık yaparak para kazanmaya başlıyor. Hapse girip-çıkıyor tabii. Psikolojisi çok erken bozulmuş gencimiz hapiste, tehtid ile birine tecavüz ediyor. Sonra grup kuruyor, cinayetlere, işkencelere başlıyor. Bir fanı yüzünden grupça idam cezasına çarptırılıyorlar. İdam sistemi kalktığı için müebbet hapis yiyorlar. Beni üzen durum; Milyonların sevgilisi, metalci "Marilyn Manson". Marilyn ismi eyvallah. Monroe'dan geliyor. Tahmin edin Manson nereden geliyor...
Bu da bir bayan. Aileen Wuornos.
Öncelikle belirtmek isterim bu resimde yalnızca saçını düzeltmeye çalışıyor. Evet gerçekten ürkütücü. Yedi kişinin ölümünden sorumlu, eşcinsel hayat kadını. Gelelim hayatına. Babası çocuk istismarı suçundan hapse giriyor. Annesi Aileen henüz küçük bir kızken bir not bırakıp çekip gidiyor. Büyükannesi ve büyükbabasının yanına yerleşen kızımız bu dönemde tecavüze uğruyor ve hamile kaldığı için bu evden atılıyor. Döküntü bir arabada yaşamaya başlıyor. "Hayat Kadını" olarak. Bildiğim kadarıyla alkolik oluyor. Bir süre sonra Hayatının aşkı olan Selby Wall ile tanışıyor. Arabasına bindiği adamları öldürüyor, ormana atıyor. Filmini izleyen bilir zaten. Evet "Monster" filmi. Charlize Theron'un kucak dolusu övgü ve ödül aldığı film. Tebrik ederim. Öyle güzel oynamış ki Aileen'e kızamıyorsunuz. Bir de idam kararını duyunca söylediği şeylere bakarsak... "Ben masumum. Umarım size de tecavüz ederler b*k çuvalları."
...ve daha bir çok "katil"...
Beni yanlış anlamanızı istemem. Ben ölenler için yas tutmayı bırakıp Onlar için yas tutalım demiyorum. Burada belirtmek istediğim şey; onlar zevk aldıkları için öldürmediler. Tabii bu benim görüşüm: Onlar bu korkunç davranışa itildiler. Yardım edenleri olmadığı için bu iğrenç hayatları yaşadılar. Sadece bu kadar kötülenmeden, aşağılanmadan önce biraz empatiyi hak ettiklerini düşünüyorum. Daha iç açıcı bir blog yazmak isterdim ancak bu aralar benim gündemimde bu var. Kurbanlar yerine "katilleri" yazdığım için beni affedin.
Saygılarımla...



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder