- Merhaba.
- Öncelikle sanırım blog ismi buldum. Çok ama çok mutluyum. Anlatamam.
- İnternette o kadar çok konuşulduki bu "Küçük Osman" sevdası. Tamam şirin çocuk ama: e yeter artık! Diziyi izlemiyorum ama Salı günleri geçen muhabbetler sayesinde herşeyi (bu arada gerçekten utanarak söylüyorum; "herşey" yazdım ama doğrumu bilmiyorum. Evet bu sözcük nasıl yazılır bilmiyorum.) biliyorum -dizi hakkında-.
- Burda söylemem çok garip olacak ama; keman kursuna gidiyorum. Oyuncak gibi küçücük birşey ve 4 tele sahip ama en kalınından: "vapur" en incesinden de "sivrisinek" sesi çıkartabiliyorum ancak.
- Bugün arkadaşımla başka bir arkadaşımızın fotoğraflarına bakarak onların kişiliklerini tartışıyorduk. Bugün baya şımarmamızın verdiği yetkiyle çocuk olduk biz. (bugünü iki defa kullanmam anlamsız farkındayım) Onların hayata bakış açılarının ciddiyetine karşılık: "zaten büyüyünce böylesine rahatça, böylesine neşeyle saçmalayamayacaklar ve hep bir çizgiye bağlı yaşamak zorunda kalacaklar. Neden gençliklerini yaşamıyorlar..." Diyerek ortak bir karara vardık. Hiçbir ortaklık bana bu kadar mantıklı gelmemişti...
- Şöyle bir düşündüm; kendi 'Ütopya'mı" yarattım. " Gözünün görebildiği en uzak araziye kadar; hatta biraz daha ilerisiyle birlikte yemyeşil çimler ve tek tük rengarenk taşlar. "Çakıl taşları".
Kuzeye doğulduğunda iki yanında; 4 mevsim zirvesinde kar olan, olabildiğince yüksek dağlar... Tabi dağların ta en tepelerine uzanan kısacık fakat yüzlerce basamağı olan: Göz alıcı; hatta biraz da ürkütücü; merdivenler...
Ormansız, ağaçsız olur mu? Tepeleri aştığınızda göreceksiniz onları... Kilometrelerce... Dünya üzerindekilerden daha yeşil, daha parlak, hatta; daha canlı ağaçların olduğu bir orman var orada...
Belki de ormana ulaşmak için öncelikle; şelaleleri aşmak gereklidir... Güneydeki dağların önünü kapatan şelaleleri...
Başınızı yukarı kaldırın desem; desenleri birbirine hiç benzemeyen her renkten yüzlerce balon var orada. İşte herbiri bulutların yanında yer tutmuş: bu gezegen üzerindeki tek yenebilir bitkileri topluyorlar. Açıkçası burada hayvanlara zarar verilmiyor; yenmiyorlar... Burada sabahları gökyüzü; mosmordur. Hafifte dağınık bulutlar... Akşamları ise: koyu gri gökyüzü. Bulutlar simsiyah. Ve her şekilde de gökyüzünü kaplayan milyonlarca yıldız..."
- Şimdi şu yazdığımı okudumda yansıttım mı bilmiyorum. Şöyle açıklayayım; benim ütopyam: "Shire, Ayrıkvadi ve Miğferdibi" karışımı birşey. Özentilikle alakası yok. Şu an "Lord of the rings" in müziklerini dinliyorum. Etkilendim....
- Ya şu ütopya yazısını kaldırsam mı diye düşündüm de... Beğenmeyen atlasın orayı arkadaşım...
- Neyse ya yeter bu kadar ütülediğim. Görüşmek üzere...
Demek buydu ütopyan. Güzel yermiş doğrusu.
YanıtlaSilBu kadar değil. Umarım uzun uzun anlatacak vakit bulurum.
YanıtlaSil